Bu haber 861 kez okundu / 7.3.2019

Bingöl' ün Tarihi Geçmişi, Bingölde Yaşamış Uygarlıklar, Bingölde Yaşamış Medeniyetler, Bingölde Gezilecek Yerler, Bingöldeki Tarihi Yerler, Bingöldeki Tarihi Kaleler, Bingöldeki Tarihi Camiler, Bingöldeki Tarihi Kiliseler, Bingölde Define Bulunan Yerler, Bingölde Bulunan Define Haberleri, Bingöldeki Höyükler, Bingöldeki Tarihi Çeşmeler, Bingöldeki Tarihi Medreseler, Bingöldeki Türbeler, Bingöldeki Sit Alanları, Bingöldeki Ören Yerleri, Bingöldeki Tarihi Eserler

BİNGÖL’ ÜN TARİHİ GEÇMİŞİ

Bingöl’ü de içine alan bu bölge, MÖ.1300’lerden başlayarak çeşitli uygarlıkların, kavimlerin göçlerine ve burada yerleşmelerine sahne olmuştur. Yöre tarih boyunca sırası ile Hitit, Urartu, per, Makedonya, Seleukos, Roma, sasani ve Bizans egemenlikleri altına girmiştir. Hititler , MÖ 2000 yıllarında Fırat kenarında Urfa Mardin dolaylarında “Vasukani” şehrini kurmuşlardır. Bu tarihlerde Bingöl ve çevresi Hurrilerin egemenliği altındaydı. Hititlerin yeni krallık döneminde Kral olan “Şuppililuma”nın “Hurri” prensini damat edinmesi üzerine MÖ 1360 yılında , Harput , Bingöl ve Muş, Hitit egemenliği altına girmiştir. Roma İmparatorluğu’nda iç kavgaların başlamasından faydalanan Partlar , Küçük Asya’nın doğusunda yitirdikleri etkinliği yeniden kazanmaya başladılar. Bunun üzerine doğuya sefer yapan İmparator Tiberius burayı bir prens yönetiminde Roma İmparatorluğu’na bağlamıştır (MÖ 20). Yöre , MS:VII.yüzyıla, Arap akınlarına kadar, Bizanslıların koruduğu Ermeni Prensleri’nce yönetilmiştir. Malazgirt Savaşı (1071) sonrasında Selçuklu yönetimine giren Bingöl, İl sınırları içerisinde en yeni yerleşim biri ve küçük bir köy durumunda idi. 1080-1121 Yıllarında bölge Artukoğullarının eline geçmiştir. Akkoyunlu Uzun Hasan Trabzon Rum İmparatoru’nun Kızı Despina ile evlenince Genç İlçesi’nin yakınlarında ona bir saray yaptırdı. 1474 Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan , Fatih Sultan Mehmet’e yenilince Bölge Osmanlı hakimiyetine girdi. Fatih’in ölümünden kısa bir süre sonra Şah İsmail Bölgeyi ele geçirdi. Ancak 1514 Çaldıran Savaşında Yavuz Sultan Selim’e yenilince Bölge yine Osmanlılar’ın eline geçti. 1515’te tamamen Osmanlı topraklarına katıldı.

Eski adı Çapakçur olan yerleşim 1848’de Diyarbekir sancağına bağlandı. 1880’de Bitlis’in vilayet olması üzerine bu vilayetin Genç sancağına bağlı bir kaza oldu. 1924’te Genç’in il merkezi yapılmasıyla, Çapakçur buraya bağlı bir ilçe durumuna getirildi. 1925’te geniş bir bölgeyi içerisine alan Şeyh Said Ayaklanması’nın önemli merkezleri Çapakçur, Kiğı, Genç ve Solhan’dı. Çapakçur, 1927-1929 yılları arasında Genç’in ilçe yapılıp Elazığ’a bağlanmasıyla Elazığ’a, 1919’da da yeni oluşturulan Muş vilayetine bağlanmıştır. 1936’da Bingöl adı ile il merkezi yapılmıştır.
Bingöl’de bulunan eserlerin çoğu Urartılara aittir.Günümüze çok harap durumda gelebilmiş olan eserlerden en önemlisi, Bingöl’e 20 km. uzaklıktaki, Murat Vadisinde yer alan ve Urartuların yöreyi denetlemek amacıyla yaptıkları üç kaleden biri olan Seritarius Kalesidir. Perslerden kaldığı sanılan Genç İlçesi’ndeki Kral Kızı Kalesi (Dara-Hini) ile Bizans Dönemine ait olduğu sanılan Kiğı İlçesindeki Kiğı Kalesi’nden günümüze sadece duvarlarından bir parça ulaşabilmiştir. 1400’lerin başında yapılan Kiğı Camisi de ildeki en önemli Türk-İslam eserlerinden biridir. Ayrıca Genç İlçe merkezine 3 km.uzaklıktaki tepenin yamaçlarında iki kümbet kalıntısı bulunmaktadır.

Bingöl yöresinde Çapakçur, Kiğı ve Ginc (Kale) tarihi çok eskilere dayanan yerleşim birimleridir. 1945’te Bingöl dağlarından esinlenerek buraya Bingöl adı verilmiştir. Ancak tarihi kaynaklarda, ‘Bingöl Yaylağı’ndan da sıkça bahsedilir. Kaynaklarda, Bingöl dağları ve yaylaları ile bugünkü Bingöl farklı yerler için de kullanılmıştır.

İlk ve orta çağ tarihi boyunca Bingöl, sırasıyla Komogane Krallığı, Mittaniler, Hititler, Hurriler, Urartular, Sakalar, Medler, Persler, Selevkoslar, Romalılar ve Bizanslılar’ın egemenliği altında kalmış ve 639 yılında İslam orduları başkomutanı İyaz b. Ganem tarafından fethedilerek Müslümanların hâkimiyetine dâhil edilmiştir. İslami dönemde Bingöl ve çevresi Eyyubi, Artuklu ve Selçuklu hâkimiyetinde kalmış sonraki dönemlerde ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu egemenliğine girmiştir. Akkoyunluların iki önemli merkezinden biri Kiğı’dır. Ayrıca Akkoyunlu döneminde Ebubekir Tihrani tarafından kaleme alınmış olan Kitab-ı Diyarbekiriye adlı eserde müteaddit defalar Bingöl Yaylağı’ndan bahsedilir. 1515’te ise bölgedeki Kürt beylerinin Osmanlı’ya iltihak etmesiyle Çapakçur ve çevresi de Osmanlı’ya katılmıştır. Osmanlı hâkimiyetinde Genc, Çapakçur ve Kiğı önemli sancak/kazalar arasında yer almaktaydı. Bugünkü Solhan ilçe sınırları içerisinde kurulmuş olan Genc sancağı bir süre ‘’yurtluk-ocaklık’’ olarak idare edildikten sonra III. Murat döneminden itibaren yarı otonom bir şekilde idare edilmiştir. Tanzimat’la başlayan merkezileşmeyle birlikte tüm ‘’Ekrad Sancakları’’ gibi Genç sancağı da ayrıcalıklı konumunu kaybetmiş ve merkezden idare edilmeye başlanmıştır. Böylece merkezden bölgeye ‘Mutasarrıf’ atanarak idare edilmiştir.

Bingöl, tarih boyunca farklı isimler almıştır. İlk çağ kaynaklarında bölge, Ming-köl adıyla geçerken, ortaçağ kaynaklarında Çapakçur, İslam kaynaklarında Cebel-i Cur, Ermeni kaynaklarında Sirmanç ve halk arasında Çolik veya Çevlik şeklinde isimlendirilmiştir. 1945 yılında Bingöl dağlarından esinlenilerek şehre Bingöl adı verilmiştir.

Tarih boyunca Bingöl ve çevresinde etnik ve dinsel bakımdan farklı gruplar yaşamış ve bu topluluklar bir hoşgörü ortamı oluşturmuşlardır. Kaynaklar, Osmanlı dönemindeki mezkûr sancak ve kazalar ile bu merkezlere bağlı yerleşim birimlerinde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların meskûn olduklarını ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra yörede dini guruplar olarak Müslüman, Hıristiyan, Yezidi ve Kıptilerin yaşadığı tarihi kayıtlarca sabittir. Ancak zikredilen guruplar içinde yörede Müslümanların çoğunlukta olduğu görülmektedir.

Bingöl dağları üzerindeydi ve Van’dan Palu, Harput ve Malatya’ya doğru uzanıyordu. Bunun yanı sıra, Solhan’da Kale Camii, Mezgeft Camii, yine Solhan’da Saint Charles Manastırı, Kiğı’da Akkoyunlular’dan kalan Balaban Camii ve Selçuklulardan kalan tarihi mezarlık, Ermeni ve Rum kiliseleri kalıntıları ve son olarak Aşağıçarşı’da Suveydi Beylerinden kalan İsfahan Bey Camii tarihi kalıntıların ilk akla gelenleridir.

 




Bu Habere Yorum Yap